Uluslararası Dinleme ve Şifreleme Savaşları 4

Uluslararası Dinleme ve Şifreleme Savaşları 4

(17.02.2019) Bu yazıyı yazmaya başladığım gün en sevdiğim film olan, Adolf Hitler’in son 12 gününü anlatan Çöküş’te Der Untergang Adolf Hitler’i canlandıran Bruno Ganz’ın, hayata gözlerini yumduğunu öğrendim. Alman Die Zeit gazetesine daha önce verdiği bir mülakatta “Ölüm döşeğindeki birini canlandırırken, bunun insanı kendi ölümüne hazırlayamayacağını fark ediyorsunuz” dediğini ve kanserle mücadele ettiğini hatırlatmak isterim. Bu yazımı da ona ithaf ediyorum. Işıklar içinde uyusun.

Tarihe karşı “objektif” olmak istiyorsanız; Adolf Hitler’e “katil” derken, Nagasaki’yi paramparça eden “Fat Man”in mimarının John von Neumann olduğunu ya da Alan Turing’in daha yeni reşit olmuş hemcinsiyle ilişkiye girdiğini unutmamalısınız. İnsanoğlunun fıtratında “yok etmek” var. İnsanoğlunun fıtratında “kötülük” var. Tarihte; gücünü kötüye kullanan liderler olduğu gibi gücünü kötüye kullanan bilim adamları da var.

Uluslararası Dinleme ve Şifreleme Savaşları’nı, İkinci Dünya Savaşı zamanlarının “az” bilinenleri hakkında sağlıklı komplo teorileri üretmek için yazmaya başladım. Philadelphia Deneyi (Gökkuşağı Projesi) de yarım asırı aşkın süredir gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmaya devam eden bir proje olduğundan, İkinci Dünya Savaşı’na değişik perspektifler kazandırdığını düşünüyorum.

Her ne pahasına olursa olsun bilim üretmekten vazgeçmeyenler, 20. yüzyılın başlarında kabul görmeye devam eden “bodozlama” savaşların, yüzyıl sonlarına doğru yerini tabiri caizse “görünmez” savaşlara bırakacağını biliyordu ve buna yönelik çalışıyordu.

Nikola Tesla, Alan Turing, John von Neumann ve Albert Einstein. Bu saydığım Ocak 1943’te ölen Nikola Tesla dışındaki üç büyük insan kesinlikle ama kesinlikle Almanya ve Rusya’nın karşı karşıya geldiği, büyük tank furyasını baltalayan Kursk Muharebesi’nden (1943 Temmuz-Ağustos) sonra bile gördüğü her şeyi yakıp-yıkma potansiyeline sahip devasa makineler üzerine çalışma ihtiyacı güttü. Bu makinelerin, birtakım eklentiler/özelleştirmeler vasıtasıyla olağanüstü gelişimler kaydedebilir (görünmezlik, ışınlanma, ölümsüzlük gibi) ve kusursuz konumlara erişebilir olduklarını biliyorlardı.

İkinci Dünya Savaşı’nı öngören Amerika hükümeti, ön hazırlık yapmak üzere 1930’lu yılların başında birtakım girişimlerde bulunmaya karar verdi. Philadelphia Deneyi de bu ön hazırlık girişimlerinin bir parçasıydı.

İlk deneyin yaklaşık 10 yıl öncesinde (1933), İkinci Dünya Savaşı’nın bitimine kadar ABD Başkanlığı yapan Franklin Roosevelt, eski dostu ve dünyanın sayılı bilim adamlarından biri olan Nikola Tesla’yı Washington’a davet ederek ondan devlet adına bazı projeleri yürütüp yürütemeyeceğini sordu.

Tesla’dan olumlu cevap alan Başkan Roosevelt, kendisine Philadelphia Deneyi’nden bahsetti. Proje üzerinde çalışmaya başlayan Tesla, 1936 yılına gelindiğinde, ABD hükümetinin gözleri önünde insansız bir gemiye görünmezlik kazandırdı fakat hükümet, deneyin içerisinde mürettebat bulunmasını talep edince projeden çekilmek istediğini belirtti. Tesla’nın projeden çekilmek istemesinin ana sebebi, deneyin insan barındıran bir gemi üzerinde gerçekleşmesinin çok ağır sonuçlar doğuracağını düşünmesiydi. Yerini John von Neumann’a bırakarak projeden ayrıldı.

Birinci ve İkinci Philadelphia Deneyi (Birinci ve İkinci Gökkuşağı Projesi) Adımları:

1) 75 KVA [1] gücündeki iki dev jeneratör, deneğin ön top taretlerinin altına monte edilir.

2) Her biri 2 MW [2] gücündeki 3 RF [3] vericisi, deneğin güvertesine monte edilir.

3) Kurulan sistemleri destekleyecek güç yükselticiler, modülasyon [4] devreleri ve elektromanyetik alan oluşturmaya yarayacak araç-gereçler ilgili yerlere iliştirilir.

4) 28 Ekim 1943’te Philadelphia Deniz Tersanesi’nden USS Eldridge (DE-173) kalkar.

5) Aslen kargo gemisi (şilep) olarak faaliyet gösteren SS Andrew Furuseth, gözlem gemisi olarak deneye katılır.

6) Birinci deney, 22 Temmuz 1943 saat 09:00’da jeneratörlere güç yüklemesiyle birlikte başlar.

7) Birinci deneyi, 28 Ekim 1943 sabahı gerçekleşen ikinci deney takip eder.

Deneyin Adı: Birinci Philadelphia Deneyi (Gökkuşağı Projesi)

Deney Dayanağı: Albert Einstein, Birleşik Alan Teorisi

Denek: Koruma Destroyeri/Muhribi, USS Eldridge (DE-173)

Yer/Alan: Philadelphia Limanı

Tarih: 22 Temmuz 1943

Deneye Katkı Sunanlar: John von Neumann (Başkan), Alan Turing, Nikola Tesla ve Albert Einstein

Amaç: Çok güçlü bir elektromanyetik alan oluşturup gemi üzerine gelen ışığı ve radar sinyallerini kırmak/bükmek, radar dalgalarına karşı optik görünmezlik sağlamak.

Sonuç: Görünmezlik amacına ulaşıldı.

Carlos Miguel Allende adında bir adam, 1955 yılında amatör gökbilimci ve aynı zamanda UFO üzerine yaptığı çalışmalarla ün yapan “The Case for the UFO” kitabının yazarı Morris K. Jessup’a bir mektup gönderir. Bu mektupta Allende, zamanında deneye gözlem gemisi olarak katılan SS Andrew Furuseth’te görevli bir denizci olduğundan ve bütün deney süreçlerine baştan sona tanıklık ettiğinden bahseder. İlk deney ile alakalı şunları söyler:

Jeneratörlere güç yüklemesi ile birlikte ilk deney başlamış ve bu aşamadan sonra, USS Eldridge’in etrafını yeşilimsi bir sis kaplamaya başlamıştı.

“Bir an sadece geminin çapasını görebildim, sonra o da kayboldu… Ortada artık ne sis ne de USS Eldridge vardı; bomboş denize bakıyorduk. Bizim gemide (SS Andrew Furuseth) bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamları korku, dehşet ve heyecan içinde nefeslerini tutarak inanılması güç başarılarını seyrediyorlardı.

Gemi (USS Eldridge) ve mürettebatı hem radarda hem de gözlerimizin önünde yok olmuştu. Her şey planlandığı gibi gidiyordu. 15 dakika sonra emir verildi ve jeneratörlerin gücü kesildi. Önce hiçbir şey olmadı, arkasından yeşil sis ile beraber gemi (USS Eldridge) tekrar ortaya çıktı.

Gemi (USS Eldridge) nereye gitmişti ve nereden geliyordu? Sis azalırken, bir şeylerin normal gitmediğini hissediyorduk. Hemen gemiye yanaştık; ilk önce mürettebatın büyük bir kısmını gemiden sarkarak kusarken gördük, diğerleri ise geminin güvertesinde şaşkın şaşkın dolaşıyorlardı. Sanki hiçbirinin bilinci yerinde değildi. Yetkili ekipler gemiye girerek bütün mürettebatı kısa süre içerisinde uzaklaştırdılar ve yerlerini hazırda bekletilen yeni bir mürettebat aldı. Bir-iki gün sonra, yeni bir deneye daha karar verildi. Sonuç olarak gemi (USS Eldridge), istenen radar görünmezliğine ulaşmıştı.”

Deneyin Adı: İkinci Philadelphia Deneyi (İkinci Gökkuşağı Projesi)

Deney Dayanağı: Albert Einstein, Birleşik Alan Teorisi

Denek: Koruma Destroyeri/Muhribi, USS Eldridge (DE-173)

Yer/Alan: Philadelphia Limanı

Tarih: 28 Ekim 1943

Deneye Katkı Sunanlar: John von Neumann (Başkan), Alan Turing, Nikola Tesla ve Albert Einstein

Amaç: Çok güçlü bir elektromanyetik alan oluşturup gemi üzerine gelen ışığı ve radar sinyallerini kırmak/bükmek, radar dalgalarına karşı optik görünmezlik sağlamak.

Sonuç: Amaç, elde edilen görünmezliği test etmekti fakat USS Eldridge bu deneyde tesadüfen de olsa maddenin ışınlanmasını gerçekleştirdi.

Allende’ye göre ikinci deney esnasında USS Eldridge, jeneratörlerin güç yüklemesi ile birlikte deneyin gerçekleştiği yer/alan olan Philadelphia Limanı’nın 640 kilometre/375 mil ötesindeki Norfolk Savaş Limanı’na ışınlanmış ve dakikalar içerisinde tekrardan Philadelphia Limanı’na geri gelmiştir.

“Donanım değiştirildi ve 28 Ekim 1943’te deney yine aynı gemide tekrarlandı. Jeneratörler çalışmaya başladıktan hemen sonra Destroyer (Muhrip) hemen hemen görünmezlik çizgisine ulaşmıştı. Sadece burnu ve arkası görülüyor, arada ise bazı çizgiler belli belirsiz seçiliyordu. Sonra sadece su üzerinde tekne boyunda bir çizgi kaldı. Bir-iki dakika sonra mavi bir ışık parladı ve o çizgi de yok oldu. Şimdi gemi tamamen yok olmuştu.

Bir-iki dakika sonra millerce uzakta Norfolk’ta ortaya çıktı. Göründükten biraz sonra bilinmeyen bir nedenle yine kayboldu ve Philadelphia’da tekrar ortaya çıktı. Bu kez durum çok ciddiydi, tüm mürettebatın başı beladaydı. Bazıları yok oldu ve bir daha geri dönmedi. Bu olayın en korkunç bölümü ise beş denizcinin geminin eriyen ve sonra tekrardan katılaşan metal levhalarının içinde kalmalarıydı. Bu çok feci bir durumdu. Denizcilerin birisi kurtuldu fakat bir daha eski haline dönemedi. Aklını tamamen yitirmişti ama yapacak hiçbir şey yoktu. Bazılarının psişik yetenekleri gelişmişti; sokakta yürürken kaybolan ve yine ortaya çıkan insanlar vardı.

Manyetik alanın içinde kalan mürettebattan kaybolanlar ancak birisinin yüzüne ve eline dokunulmasıyla görünür hale geliyordu, yani dokunmanın giysinin olmadığı bir yere yapılması gerekiyordu. “Donma” adı verilen bu olay saatlerce, günlerce sürebiliyordu; hatta bir tayfa tam altı ay donduktan sonra kurtarıldı. Elektronik kamuflaj başladıktan sonra geminin ve mürettebatın bütünüyle kaybolup, çok uzak bir yerde ortaya çıkması, sonra yeniden geri dönmesine neden olan neydi?”

Jessup, kendisine gelen bu inanılması güç mektuba çok temkinli bir şekilde yaklaşır. Allende’ye gönderdiği cevapta, deney ile alakalı daha fazla ayrıntıya ihtiyaç duyduğunu ve eğer elinde bulunuyorsa deneyi doğrulamak için kullanacağı kanıt(lar) ister.

Allende’den ise aylar sonra cevap gelir. Mektupta elinde herhangi bir kanıtın olmadığını ancak hipnoz seansına katılabileceğini ya da Pentotal [5] alarak gördüklerini anlatabileceğini söyler. Ayrıca gönderdiği diğer mektuplardan farklı olarak en sonda, Carl M. Allen’in [6] imzası vardır.

Jessup aldığı bu cevaptan sonra, Allende’ye daha fazla şans tanımanın gereksiz olduğunu düşünerek yazışmamaya karar verir.

Günümüzde Amerikan hükümeti; Philadelphia Deneyi’nin somut bir dayanağının olmadığını, anlatılanların asılsız ve hayal ürünü iddialar olduğunu var olan pek çok kurumu üzerinden yazılı açıklamalarla ifade etti. Diğer taraftan da görgü tanıkları, sürekli olarak hükümet ifadelerinin aksini iddia eden açıklamalarla deneyi bugünlere kadar taşımayı başardı. Philadelphia Deneyi hakkında yazılıp-çizilenlerin neredeyse tamamına yakını, tanık ifadelerinden elde edildi.

Üstüne düşünülmüş olan her teorinin (kuram) değerli olduğunu düşünüyorsak, Philadelphia Deneyi gibi atılımların günümüze kadar ulaşmayı başarması, araştırma ve yorumlama isteğimizi sert bir şekilde dürtecektir.

Bünyemizi değişime ve gelişime parça parça adapte etmeli, ileride karşı karşıya kalabileceğimiz tehditlere karşı uyanık olmalıyız. İsterseniz bu deneye, sadece 1984 yapımı bir bilim-kurgu filmi edasıyla da bakabilirsiniz… Yeter ki bir fikriniz olsun; yarın karşınıza gözle görülür derecede ışınlanma gücüne erişmiş bir gemi çıktığında şaşırmayın. Yarım asır önce hayal bile edilemeyen teknolojileri şu anda kullanmaktayız. Bunu da göz önünde bulundurarak, her teoriye kendini ifade etme hakkı tanıyın.

Sözlük:

[1] KVA: Kilovolt’un kısaltmasıdır.

[2] MW: Megawatt’ın kısaltmasıdır.

[3] RF: Radyo-Frekans demektir. Bir veriyi (ses, görüntü, resim…) arada herhangi bir bağlayıcı/kablo olmadan başka bir yere göndermeye yarayan teknolojidir.

[4] Modülasyon: Bir dalganın genlik, evre ve sıklığının zaman içinde farklılaştırılmasıdır.

[5] Pentotal: Kısa süreli anestezik etki sağlayan bir ilaç etken maddesidir. İkinci Dünya Savaşı’nda ve sonrasında, nevroz ve türevi pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmıştır.

[6] Carl M. Allen: Carlos Miguel Allende denilen kişinin gerçek adıdır. Carl M. Allen hayatı boyunca; Carl Meredith Allen, Carl Michael Allen, Colonel Carl M. Allen, Carl Christopher Allen ve Dr. Karl Merditt Allenstein gibi birçok takma ad kullanmıştır.

Referanslar:

[1] https://www.history.navy.mil/content/history/nhhc/research/library/online-reading-room/title-list-alphabetically/p/philadelphia-experiment.html

[2] https://www.history.navy.mil/content/history/nhhc/research/library/online-reading-room/title-list-alphabetically/p/philadelphia-experiment/philadelphia-experiment-onr-info-sheet.html

[3] https://en.wikipedia.org/wiki/Philadelphia_Experiment

[4] https://tr.wikipedia.org/wiki/Philadelphia_Deneyi

[5] https://www.de173.com

[6] https://archive.org/details/PhiladelphiaExperiment