Uluslararası Dinleme ve Şifreleme Savaşları 3

Uluslararası Dinleme ve Şifreleme Savaşları 3

Bir bireyin özel hayatında sergilediği uygunsuz davranışlar, insanlığa kattığı güzellikleri zedeler mi?

“Özünde çok da minnet duyulabilecek bir adam olmayan…” diyerek bahsettiğim, bilgisayar biliminin kurucusu olduğunu söylediğim Alan Turing’di. Ne yazık ki ilk paragraftaki sorduğum soruya verdiğiniz cevaba göre kalbinizde doğru ya da yanlış yere konumlandırmanız gereken kişi de Alan Turing’in ta kendisi olacak.

Bana göre her bir teknoloji/uygulayım bilimi, temelinde savaşa hizmet etmek üzere yaratılır ve altı geniş evrede gelişim gösterir:

Keşif: Teknolojinin ihtiyaçlardan dolayı, akıl yoluyla oluşma süreci.

İnanç: Teknolojiyi yaratanın manevi ihtiyaçlarını karşılama süreci.

Yaratma: Teknolojiyi somut bir şekle sokma, tanıma ve yaratma süreci.

Evrilme: Teknolojinin doğal yollarla (birincil olarak insan aklı) gelişim gösterme süreci.

İnovatif Evrilme: Yetersiz olduğu hissedilen teknolojiyi, yararlı ve yeterli olmak üzere yükseltme, evriltme süreci.

Tam İnovatif Evrilme: Yararlı ve yeterli noktaya çekilen teknolojinin, kesintisiz olarak akıl yoluyla desteklenme süreci.

Bu gelişim tanımıma göre insan gücünün sınırı, teknolojinin sadece “Keşif”, “İnanç” ve “Yaratma” evrelerini alt edebilir. Bunu doğrulayacaktır ki Nazi Almanyası’nın ilk sabit algoritma sahibi Enigma’ları, bir grup matematikçi eşliğinde kısa sürede çözülebiliyordu. Peki Nazi Almanyası, Führer’le birlikte alt edilebilecek evrelere karşı “uyanınca” ne olacaktı? Tabii ki Enigma insan gücünü de bünyesine katmayı ihmal etmeyip evrilecek, şifreleme tekniklerinde kullandığı algoritmaları o dönem için inanılmaz bir süratle değiştirecekti.

Nazi Almanyası çok farklı bir boyuttaydı… Algoritmalar sürekli farklı suretlere bürünerek güçleniyordu. Artık bir grup matematikçi de işin içinden çıkamıyordu. Çözüme kavuşturmaya çalıştıkları her algoritma, Alman tarafını prensip değiştirmeye itiyordu. Algoritmalar değiştiriliyor ve her şey Müttefik Devletleri’ne sil baştan yaptırılıyordu. Bıkıldı ki ne bıkıldı… Buna ne insan gücü ne de ilkel bir makine dayanabilirdi.

Wehrmacht Enigma, döneminin en üst düzey sistemlerinden bir tanesiydi. Bu sistemin, tehditler dolayısıyla günden güne “karmakarışık” bir hal alması, Alan Turing önderliğinde bilgisayar biliminin doğmasına neden olacaktı. Alan Turing sayesinde savaşın seyri değişecekti.

Bazı tarihçilere göre Alan Turing’in bu atılımı II. Dünya Savaşı’nı 2 yıl kısaltmış ve yaklaşık 14 milyon insanın ölümüne engel olmuştu. Yani pek çok kişinin hayatı kurtulmuş ve savaşın seyri Nazi Almanyası’nın aleyhine dönmüştü.

Savaş, Nazi Almanyası’nın aleyhine döndü diye bitti mi? Savaşın gerçekten de bittiği düşünüldü mü? Savaş dediğiniz terim, insan ölümünden ibaret değildir. Dünden bugüne, sözde “zamanında” biten II. Dünya Savaşı’nı, “Soğuk Savaş” olarak tabir edilen teknoloji savaşları takip etti. Girişimler, Müttefik Devletleri’ne sadece Enigma’nın elektro-manyetik bir istihbari silah olduğunu göstermekle kalmadı. Bunun da kitapta zaafının olduğu bir şeyler vardı… Mesela EMP (Electro-Magnetic Pulse, Elektro-Manyetik Darbe) gibi…

Alan Turing, Ocak 1952’de bir sinemada 19 yaşında olan Alan Murray adında bir genç ile tanıştı ve kendisini birkaç defa evine davet etti. Daha yeni reşit olmuş denilebilecek Murray’ın niyeti ise pek iyi değildi. İki-üç hafta sonra tekrardan kendini hatırlatacak olan Murray, bu sefer bir arkadaşı ile birlikte Turing’i ziyaret edecek ve evini soyacaktı.

Yaşananlardan dolayı bir yerde “sessiz” kalması gereken Turing, olayı polis tarafına kadar uzattı ve işler çığrından çıktı. Murray ve arkadaşı, polis tarafından yakalandı; sorgu esnasında Murray’ın, Turing ile olan homoseksüel ilişkisi ortaya çıktı. Turing de olayı hiç kıvırmadan ilişkiyi doğruladı ve yaptıklarından ötürü pişman olmadığını söyledi.

Homoseksüellik o dönemler İngiltere’de yasa dışı olduğundan ve bir “akıl hastalığı” olarak görüldüğünden, Alan Turing’in bütün global güvenilirlik izinleri alındı ve pek çok danışmanlık görevi feshedildi. Tüm yaşananlara rağmen son gününe kadar gizliden gizliye yüksek mertebelerde çalışmaya devam etti.

8 Haziran 1954’te Manchester’deki evinde, hizmetçisi tarafından ölü bulundu. Resmi açıklamada; ölümünden bir gün önce yatağının kenarında yarı-yenmiş siyanür zehirli bir elma tespit edildiği ve bu elmayı yeme suretiyle siyanür zehirlenmesinden öldüğü söylendi.

“Siyanür (hidrosiyanik asidin tuzu ya da esteri olan, çok güçlü bir zehir) zehirlenmesi, birçok siyanür formuna maruz kalmanın neden olduğu zehirlenmedir. Erken belirtiler baş ağrısı, baş dönmesi, hızlı kalp hızı, nefes darlığı ve kusmayı içerir. Bu daha sonra nöbetler, yavaş kalp hızı, düşük tansiyon, bilinç kaybı ve kalp durması ile takip edilebilir.”

Açıklamalardan sonra hiçbir test ya da naaşına post-mortem (otopsi) yapılmadı. Sebep ne olabilirdi? Saklamaya gerek yok… Alan Turing, MI5-MI6 (Birleşik Krallık İç-Dış İstihbarat Servisi) tarafından son dönemlerinde “güvenlik riski” olarak görülmüştü. Bunun sebebi, homoseksüellik durumuna hiçbir şekilde taviz verilmemesi olabilir. Bilinmelidir ki akıl sağlığından şüphe edilen bir Alan Turing, tek bir hareketiyle tüm Birleşik Krallık sistemlerini deşifre edebilir. Kanaatimce Birleşik Krallık; Alan Turing’in bilgi sızdırabilme riskini göze alamadı.

Gelelim Türkiye’mize…

Teknoloji, para ve istihbarat. Teknoloji ve istihbarat terimlerinin arasında mutlaka para etmeni vardır. Bu etmen olmazsa ne sağlıklı bir teknoloji ne de sağlıklı bir istihbarat üretilebilir. Teknolojiye ayak uyduramayan istihbaratın ise kalitesi düşer.

Bu üç terimin, bir asıra yakındır çığ gibi bir büyüme içinde olduğunu görüyoruz. Ülkemizin de kendine en acilinden bir konum belirlemesi ve bu büyük çığın altında kalmaması gerekiyor. Yapılanlar ne yazık ki yeterli değil… Diyanet bütçesinin, istihbarat sistemlerini 5’e katlaması kabul edilemez. Tarih tekerrür ettiğinde “silahsız” kalmamak gerekiyor.

II. Dünya Savaşı’nda SSCB, Almanya ve ABD filmin baş aktörleri gibi gözüküyor olsa da yine her şeyin arka planında Birleşik Krallık olduğunu biliyoruz. Dönem-dönem Birleşik Krallık tarafının (Winston Churchill) stratejik ortak olarak gördüğü SSCB’yi, bir süre sonra tıpkı ABD gibi “tehdit” olarak işaretleyip Türkiye’ye dahi II. Dünya Savaşı’na girmesi için baskı yapmıştı.

Gelebilecek baskıları çok önceden (en az karşı-algoritma hazırlayabilecek kadar önceden) görebilecek bir konuma gelmeden bu gemi yürümez. Türkiye’yi, baskıdan uzak tutacak en büyük, en güçlü ve en hızlı silah istihbarat temelli teknolojidir.

Algoritmalarıyla dans edebilen bir makine, insandan daha hızlıdır.