Büyüklükler ve Büyük İnsanlar

Büyüklükler ve Büyük İnsanlar

“Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen bunda karşı koyuşları yok eden olacaksın. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.” 1908 (Atatürk’ün S.D.V, s. 112)

2018’in Ağustos’unda (sabaha karşı saat 4’e doğru) YouTube üzerinde Oktay Sinanoğlu’nun küçük bir konuşmasına denk geldim. Konuşmayı tam olarak hatırlamıyor olsam da ana konunun “Türkçe” olduğunu net bir şekilde hatırlıyorum. O kadar çok etkilenmiştim ki tüm uykusuzluğuma rağmen aynı günün aynı saati, hiç uyumadan ana dili İngilizce olan ve dünyanın en büyük oyun platformunda yer alma şerefine nail olmuş küçük oyunumun Türkçe versiyonunu hazırlamış, akşamına da yayınlama işlemini gerçekleştirmiştim. Ben ne kadar şanslıyım ki Oktay Sinanoğlu gibi bir önderi kendime model olarak seçebildim… O ne kadar şanslı ki topu topu on saniyelik bir konuşması ne kadar güzel bir farkındalığa vesile oldu…

“…Ben baktım, Türk Bayrağı, Atatürk karşımda, cam çerceveli olduğu için bayrağın üstünde kendi yansımamı görüyorum. İçimden yemin ettim, dedim ki: Gideceğim ve orada söz sahibi olacağım, ondan sonra gelip o namussuzlarla burada uğraşacağım. O zaman anlamıştım ki burada kalırsam Amerika’nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika’nın efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim. Ve işte bizi gönderdiler…” (Emine Çaykara, Türk Aynştaynı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu)

Bende de bu mücadele duygusu ortaokulda, anneannemi kaybetmeye yakın olduğum zamanlar yeşermeye başlamış, kaybettiğim gün ise tam anlamıyla oluşmuştu.

Anneannem, içerisinde bulunduğu zor koşullarda kadın başına üç çocuk yetiştirdi ve en küçük çocuğunun oğluna (bana), gözlerine baktığı ilk günden son güne kadar hep “Çok iyi yerlere geleceksin!” dedi.

Alzheimer olduğunda dahi bu telkininden hiç vazgeçmedi. Öz çocuğunun adını unuttu, fakat benim adımı hiçbir zaman unutmadı ve üstüne üstlük “Çok iyi yerlere geleceksin!” telkinine son nefesine kadar hiç durmadan devam etti.

Sürekli olarak anneannem tarafından “Çok iyi yerlere geleceksin!” telkini ile büyüyen ben, o büyük insanı kaybettiğimde, kanımın son damlasına kadar sadece onun için yaşayacağıma dair kendime söz verdim. Benim mücadele duygum, çok iyi yerlere gelmemi dileyen, çok iyi bir anneanne tarafından aşılandı. Sadece onun için yaşamak ya da çok iyi yerlere gelmek; beraberinde vatan ve millet için mücadele eden hayırlı bir birey olmayı tabii ki de getirecekti fakat her şey bundan ibaret değildi. O beni, aynı zamanda vatana ve millete hayırlı bireyler yetiştirmem için yetiştirmiş büyük bir dehaydı.

“Bir ülkenini dilini yok etmek; o ülkenin, o ulusun, o milletin adını tarihten silmek demektir.”

İşte Oktay Sinanoğlu ile vatan, millet ve dil sevdam dışındaki en büyük ortak noktam bu.

İşte Oktay Sinanoğlu’nu kendime model seçmemin sebebi bu.

“Kendi dilinde düşünemeyen, her an dolaylı da olsa kendi dil ve kültürünün değersiz olduğu kendisine telkin edilen çocukta kimlik, benlik, haysiyet duyguları nasıl gelişebilir?”

Vatan ve millet adına mücadele etmek, bu yolda karşılaşılacak sonsuz engellere göğüs germek için hazır olan herkeste bu ortak nokta(lar) mevcuttur. Bu ortak nokta(lar) öyle yüce bir işi temsil eder ki, “yükselmek” sizin kaderinize ilahi bir güç tarafından zaten yazılmıştır. Yükseldikçe; kimliği, benliği, haysiyeti “tescilli” mücadelenizde en rahat siz olursunuz.

Dün, aramızdan ayrılışının dördüncü yılıydı… Japonlar kadar kıymetini bilemediğimiz için çok üzgün olsam da son cümlem şudur:

“Yemin ederim ki tek kişi kalsam da bıraktığın bayrağı yere düşürmeyeceğim.”

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir